| ||||||||||
| ||||||||||
|
| ||||||||||
Şiirimizin Neyi Eksik?
09 Mays 2010, 15:33 Sanatın süreklilik arz eden gelişimini şiire indirgediğimizde:
Sanatın süreklilik arz eden gelişimini şiire indirgediğimizde; sanat için söylenen genellemeleri yine şiire taşıdığımızda belli başlı bazı sıkıntılarla karşılaşırız. Bu sıkıntıların başında öğreti gelir. Sanatı bir öğreti olarak değerlendirmek mümkündür. Tümüyle olmasa da şiir içinde öğreti kavramını kullanabiliriz. Gerçeği dönüştürme edimi olarak şiire baktığımızda kullanılan sözcükler, anlamlar ve imgeler bir şekilde öğreti niteliği taşıyabilirler. Bunu şiirin genel değerlerinde ele almak anlamsız hatta zorlayıcı gelebilir. Ki bunu şiirin bazı türleri için özel durumları içinde değerlendirilirse pekala şiir ve öğreti ikiliği buluşturulabilir. Gerçek ve gerçek ötesi kavramlarla şiir sanatı imgeler dünyasının somut-soyut biçimleriyle anlayış, seziş gücü ile kavranabilir duruma getirilebilir. Birbirinden ayrıymış gibi görünen bu iki eğilim şiirde yan yana gelebildiği gibi iç içe de geçtiğini-geçebildiğini görmek mümkün olabilir. Karşıtlığın birbiriyle olan çatışması güçlü ve zor şiir doğumlarında bir kaynaşma gösterir. Bu kaynaşışı aralarında(özel) kurulmuş bir birlik olarak görmek mümkündür. Bu kaynaşışı bir öğreti olarak da niteleyebiliriz. *** **** **** **** Şiirin kendi kökenlerinden uzak olanlarla ilişkiler kurması anlamlı ama bunu doğru bir şekilde ya da şiirin kendinde olan değerleriyle içselleştirilebilmesi her zaman anlamlı olmayabilir. Bu durum genel olarak da bir umutsuzluk yaratabilir. Bu umutsuzluk ya da tehlikeli durumdan kasıt şiirin başka alanlarla girdiği ilişkide kısırlaşmasına, düzleşmesine hatta kendini yok etmesine bile yol açar/açabilir. Tarih boyunca şiirin/şairin aleyhinde söylenen olumsuz bakış ve düşüncelerin yaygınlaşmasına hatta sanki tarihin her dönemine bir doğru olarak girip kalmasına neden olmuştur. Öncelikle şiirin/şairin eksik gördüğüm yanı budur. Yüzyıllardan beri şiir/şair hakkında söylenegelmiş böylesi gereksiz-küçümseyici önyargıyı yıkamamak bir handikaptır. Şiirimiz/şairimiz bu önyargı üzerinde pek fazla yorulmamış, görmezden/görememezlikten gelmiştir. Böylesi bir önyargının yıkımına yönelik düşünsel ve edimsel bir sürecin balatılması gereklidir. Şiirin kendindeki tutarlılığını görmek, göstermek anlamlıdır. Bu anlamlılığın sürekliliğini sağlamak şiirin her dönemdeki etkisini/gücünü yansıtabilmektir. *** ***** **** **** Şiir tıpkı Hereklatios’un “Aynı ırmakta iki kez yıkanmaz.” sözüyle yakınlığını biliriz. Şiirde hiçbir sözcük iki kez geçmez.(ritim gereksinimi dışında). Bu durum şairlerin insana ve hayata karşı göstermiş oldukları bakışın, farklılığın, titizliğin ve inceliğin göstergesidir. Bu titizlik ve incelik şiir sanatının gerçeklerle nasıl buluşup, gerçeklerle nasıl bir özgünlük ilişkisinin kurulduğunun karşılığıdır. Şiirin genel bir sistemi olduğuna dair bir söylemden ziyade, kendinde bir sisteminin olduğunu ifade etmek gerekir. Genel olarak tanımlanan sistem; kendisi için belirlediği amaçlardan başka amaçlar kullanır. Şiirde bu sistem sorunu genel sistemin sorunundan uzaktır. Çünkü genel sistemin amaçları belirlenir olana, bilinene yönelir, onu gerçekleştirmeyi hedefler ve çoğu zamanda bu hedefine ulaşmış olur. Evet, şiirin de kendinde bir sistemi vardır ancak şiir, genel sistemin hedefleri gibi değil tam tersi bilinmezliğe-belirlenemeze doğru hedefini kilitlerken kendinde olan amaçlar da boşluğun serinliğine bırakılır. Şiire karşı işlenecek en büyük kusur kendindeki amaçlılığı hissedememek olacaktır. Ve bu anlayış şiiri, hoşnutsuz, sevimsiz gereksizlikler içine düşürecektir. Şiirin işlevleri kendindelik gücünün serüveniyle düzenleştirme sürecini tamamlar ve bu düzenleştirme süreci; sözcüklerin, hecelerin, harflerin çoğulluk ve çeşitlilik sürecidir. Düzenleştirilmiş süreç bir yöntem-teorem-sistem değildir. Çünkü bundaki kasıt, düzenleştirilmiş düşüncenin sistemi olmadığıdır. Şiir yaratımı esnasında şairin düşünüşünün belirli bir anında bir çok iç ve dış verilerin birliği ve tutarlılığı elbet kaçınılmazdır. Tüm bu iç ve dış verilerin bireşiminin koşulları hiçbir değerlendirme kapsamına alınmazsa ortaya ne şiir çıkar ne de şair… Bu bireşim ne kadar iyi hazırlanmışsa ortaya o kadar zenginlik-çeşitlilik-çoğulluk çıkarır. Uyumlu bir etkinliğin zorunluluğundan bahsetmiyorum ve böyle bir olmazsa olmazla da gelmek söz konusu olamaz. Karşımıza mutlaka uyumsuz bir etkinlik de çıkacaktır. Ki ben bu uyumsuz etkinliğe şiirin kendiliklerinden biridir de diyorum. Şiirimizin/şairimizin çoğu bu “uyumlu etkinlikten” bahseder. Uyumsuz etkinliği göz ardı eder ya da eleştirir. Bu durumda aslında; Şiiri, bilmenin iki ucuyla sınırlandırmış oluruz. Duygunun, aklın, gerçekliğin değerlerini sınırlayan iki karşıt epistemolojik engel karşısında tükenir ve şiir kaybolur. ***** ***** ***** ***** Şiirimiz ile ilgili söylenecek bir konu daha var: Bu konu daha doğrusu bu olgu hala şiir gibi bir tanıma oturtulabilmiş değil… Oturtulması da beklenmemeli. Çünkü şiir tanımlarında olduğu gibi imge tanımının da yazan-okuyan açısından bir belirsizlik daha doğrusu hep bir sonsuzluk çeşitliliği vardır. Sanatın her alanında imge konusunda farklı tanımlar, açılar geliştirildiği için bu sonsuzluk tanımı sanat ürünlerinin en etkili yapısı olmuştur. Şiirde imge tanımları, tartışmaları, düşünceleri modernizmle gündeme getirilmiştir. Dil ve düşünce ikisi de bir yöntem sorunudur.Yöntem, bir disiplin, disiplin de bir düşlem oluşturur.(düşlem disiplini dersem, bunun teknik bir yaklaşım olarak algılanmamasını isterim.) O düşlemsellik bizim nesnelerle kurduğumuz ilişkilerle örtüşür. Öznel-geçişlilik(ki bunu Gaston Bachelard’tan ödünç alıyorum) tek bir nesnel göndermelerle oluşmaz. Dil-düşünce-düşlem bütünlüğü içinde gerekli bir kaynaşmadan ve gerekli bir bütünleşmeden doğacak, üretilecek olana yansır yani ürüne… Ürüne bakış biçimimiz bu üçlünün odağından kaynaklanır. Aralarındaki yapaylık ürünün neliği; niteliği, niceliği, nedenselliği hakkında özellikleri deşifre eder. İmge olgusu(imgeyi, sonsuzlukla oluşuna bağlıyorum.) şairin şiirine; dil-düşünce-düşlem bağlamındaki bakışı, birikimi, deneyimi ile ilgili… Şairin dolayısıyla şiirin temeli bize imgelerinin çağrışımlarını sunar. Sözcükler, dizeler ilksel söylemler olmadığı-olamayacağı için yazılması kolaymış gibi de görülemeyeceği için karşımıza imgeler çıkar , eğretilemeler değil. Sıradan bakış/anlayış ilksel; ruhsal ya da görsel söylem telaffuzu olduğu için imge olgusunu dışlar. İmgeye tüm zamanların öncülü olarak bakıldığında, varlığın her türlü evrelerini sunduğunu, her varlığın da böylesi ulaşılmaz temeller oluşturduğunu anlamak, bir sanat eserine daha doğru/daha doğruya bakış olabileceği bilinir… İmge; gördüğü, duyduğu, dokunduğu, söylettiği, koku aldığı şeyler ise; imge adına iyi gizlenmemiş sözcükler, dizeler çıkarmanın ne anlamı var? Yazdığımız, okuduğumuz şiirlerde imgeler kendimize/okura yeniden bir varlık kazandırıyor mu? **** **** **** **** “Şiirin çoğu kez ruhun yükümlülük altına girmesi olduğunu kabul etmek gerekir. Ruhla birleşen bilinç daha dingindir.” René Huyghe Şiirde herhangi bir bilginin (felsefe, tarih,sosyoloji..v.b.) geçiyor olması şiirin şiirden uzaklaştığını, kendi etkisinden uzaklaşıp başka alanların etkisine girmesi kabul edilemez. Deneyim ve birikimlerimizin çoğu sağıtılmış olarak aklımızın ve duyularımızın bir yerine sızar. Her birikim şiirin yolunu açmadığı gibi şiiri de oluşturamaz. Şiirde bilginin devrelerinden geçmeyen güçler çıkar ortaya. Esin ve yetenekle aydınlanmış olan akıl-duygu bütünlüğünde şiirsel söylemle karşılaşırız. Bu, yaratılmış şiirin yalnızca kendinden zevk alma durumuna karşılık gelir. Düşlem söz konusu olduğunda şiire göz kırptığımızın farkına varır ve yolculuğa başlarız. Düşlem(şiirsel) bu yolculukta bize şiirsel zevkler/acılar hazırlar. Bu şiirsel zevkler/acılar sayesinde duygular titreşimlerle bu titreşimlerin yankılanmalarından şiiri duymaya başlarız. Yankılanma ise varlığımızda bir dönüşe yol açar. Şairin varlığı da bize kendi varlığımız gibi gelir. Ve şiir bu taşkın yanıyla derinlerde yatan ne varsa onları canlandırmaya başlar sanki… Şiirin sinir hücreleri dediğim sözcükler, eş zamanlı çalıştırılmıyor. Böyle onluca da uyarıcı imgeler talimatlarla çalıştırılıyor. Bu tür hesaplamalar yapay ateşlemelerle sıradanlığın eşiği ve uyarıcısı olabiliyor. Şiirde sözcük artarken dize olmuyor Ya da dize artarken sözcük görülmüyor. Bir odayı kendiyle çarpmadan çerçeve oluşturuyoruz… Bu haber 204 defa okunmuştur.
|
||||||||||
|
Mardin'de Hayata Dair Ne Varsa Altyap: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||